Cumartesi, Haziran 05, 2010



gizli bir yer gibiydin
gitmeyi yalnız benim bildigim
yalnızca öyle kal istedim
başaramadım ...

Perşembe, Haziran 03, 2010

Pazartesi, Şubat 22, 2010

Yazmaya fırsat bulamamak mı yoksa kendi iç sesini sadece kendine saklama isteğimi bilemedim.Uzun zaman olmuş …

Salı, Ocak 19, 2010


Alçıdan kurtuldum hatta 11 gün oldu.Çok komik yürüyorum,ağrım var ve kendimi kötü hissediyorum.

Yazmayı bırakmak mı,mümkün değil böyle birşey ...

Cuma, Ocak 01, 2010

2 yol ...



Saat sabahın 08:00i,ben yaklaşık 3 saattir uyanığım.31 Aralık 2009’dan 1 Ocak 2010’a atladığımız şu naçizane akşam da saat 22:00 civarı içmeye başladım.

Yeni evimin salonunda ,hemen hemen hiçbiri daha önceden birbirini tanımayan ama yeni yıl kardeşliği ilan edip,dans eden,halay çeken farklı meslek grupları dahilindeki bu ilginç ve eğlenceli kalabalık sayesinde,yurt içi ve yurtdışı menşeili çeşitli danslara gark olmuş,kırık ayağım nedeniyle onlara eşlik edememiş,oturduğum yerden inanılmaz eğlenmiş,hızla yuvarladığım votkaların ardından hayatımda ilk kez bu kadar şiddetli baş dönmesi yaşadığımdan,koltuk değneklerimin dengesini zor sağlamış,00:44 civarı odama gelip,pek rahat yatağımın yeni yılını kutlamıştım.

Bir açtım gözümü saat 05:24.Dışarda sesler var ,bu yazıyı yazıyorum dışarıda sesler hala var.Çok eğlendiler çok.Sayelerinde bende. Diğer 2 ev arkadaşım,çok yoruldular,koşturdular ama ben hiç ev sahibi modunda değilim ,ayağım kırık ya,pek nazlıyım. Bir kalkıyorum oturduğum yerden misafirlerimiz bile bana yardım etmeye çalışıyorlar.

05:24 te uyandım ama çıkmadım odamdan.Pencereden gökyüzünde oluşan pembeleri,mavileri,günün güzel renk harelerini izledim uzun uzun.Ve düşündüm her zaman ki gibi.

Neler geçmişti,kimler.Daha 3 ay önce bambaşka bir şehirdeydim ve şimdi nerelere gelmiştim.Sürekli konuştum kendimle.Ama kızmadım hiç benliğime,sadece yumuşacık dokundum kendi belleğime.

Facebooka baktım,birlikte büyüdüğüm benden 2 yaş büyük bir arkadaşımın bebeği olmuş.Ben çocukken ne büyük gelirdi bana benden 2 yaş büyüktü,abla gibiydi.

Şimdi anne olmuş ,kucağında küçücük dünya güzeli bir kız.Adı da güzel miniğin,fotoğrafta görünen minyatür hali,yumuk elleri gibi.

Bebek sahibi olan “insanların o kadar güzel bir duygu ki keşke daha önce dünyaya getirseymişiz”cümlesi veya buna benzer cümleleri çok sık yankılanıyor bu ara kulaklarımda.

Kendi yaşamımı düşündüğümde,bana biraz uzak geliyor ,bu uzaktan pek yaşanası görünen candan can yaratma olgusu.Bu dünya ve gelecek kaygısı sarıyor dört yanımı.Politik ,ekonomik,ekolojik her türlü dengesizliği düşünüyorum onun adına şimdiden.Kaygılanıyorum.

Her gün birileri doğuyor ve ölüyor ama bir o kadar insan da açlıktan ölüyor yada açlık sınırında yaşıyor.Dünya en çok ta fakir insanlara adaletsiz.Paran varsa güçlüsün,ezersin,her konuda söz sahibi olursun ama yoksa kaderine mahkum olursun.Herşeye ,her duruma net tedavi para.

Durum böyle olunca hırsızlık,gasp,uyuşturucu hedefe ulaşmanın farklı ,yasadışı ama maalesef insanoğlu için geçerli yolları.Ne yazık böyle olması ,sansürlü cümleler var şu an içimden geçen,hepsi haykırıyor ama yazmayacağım.Geride bıraktığım kabus gibi haftanın çizikleri var…

Kendi geleceğim,bir sonra ki adımım bile bu kadar belirsizken,bağımlıyken ,başka bir can fikri hiç mantıklı gelmiyor bana,hatta sanırım haksızlık olur ona.

2010’dan tek dileğim huzur, dünya için ,hepimiz için…

Perşembe, Aralık 10, 2009




Kendimi ifade edemediğim günler geçirdim, şaşırtıcı durumlar yaşadım,kendi iç dünyamı yazmaktan korktum bir süre… İçimden gelmedi ,canım istemedi,istilaya uğradı iç dünyam,genellemelere kapıldım ve bir olay yine yazıya yaklaştırdı beni.

Ruhu kırıldıkça insan büyüyor,törpüleniyor,hoşgörüyü ,tevazuyu öğreniyor.Yalnızlığa boğuldukça ruhu yüceliyor,marjı yükseliyor,gönlü genişliyor.

Bu kırık başka.Güçsüzlüğünde ,başkasının fiziksel gücüne muhtaç olmak ve bunun için kendine uyuz olmak çok çekilmez.

Bisikletten uçan,olmadık duvarlardan,ağaçlardan düşen,bugün bile hala dillere destan olan çocuk yaşlarımda ki haşarılığıma rağmen daha önce hiç kırılmamıştım.

İlkokula başlayıncaya kadar biberonuyla yapışık yaşamış,kalsiyum tabletlerini suda eriterek istisnasız her gün keyifle,itirazsız içmiş,her türlü süt ve süt ürününü bugün bile hala büyük bir keyifle tüketen,bunun bir kadının kendi vücuduna yapabileceği en değerli yatırım olduğunu bilen,6 yaşından itibaren Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünün bütün yaz kamplarına yollanmış,pek güçlü ben,ilk kırığımla tanıştım.

Kırıldıktan sonra 3-4 saat boyunca aman incinmiştir diye pek de önemsememeye çalıştığım,üstüne bastığım,merdiven çıktığım,sonra etrafına bir can simidi geçirilmiş edasıyla şiştiğini görünce hastaneye koştuğum yorgun ve sancılı bileğim.

İnsana insan lazımmış anladım.Buz torbasını ayağıma tek başına koyamamak,banyo kapısına kadar birinin eşlik etme zorunluluğu,en zoru da merdivenler oldu bu süreçte.

Evimi özledim,annemi özledim ...

Hiç tatlı olmayan canım çok acıyor,acı eşiği yüksek ,dayanıklı bedenim çok dirayetsiz bugünlerde.Ama bir faydası var kırılganlık sürecimin.Sağ ayak kullanılamadığı , tüm ağırlığı sol yanım taşıdığı için ,sol güçleniyor durmaksızın.

Kırığım ve ben pek haşır neşiriz hala.Tanıyamadığım ayak bileğim ,şişlikleri ve mor renginden arınana kadar ayağıma alçı bile yapamıyorlar ve bu bekleme mühleti pek sıkıntı verici.

İki ayak üstünde durabilmenin kıymeti ,başka insanlara muhtaç olmamanın tadı hiçbir şeyde yokmuş,kaybedilmeden bilinmiyor sıhhatin değeri.Herşey gibi, buda geçecek.Belki çok şeye mal olacak,kayıplar olacak,mekanlar değişecek ama bu ızdıraplı günlerde elbet bitecek.

Çabuk bitsin ama baştan savma iyileşmesin,her yağmurda sızlamasın,soğuk günlerde bileğimden nefes alıyormuş izlenimi yaratmasın,hava kaçırmasın.Adam gibi iyileşsin ,beni üzmesin …

Pazar, Aralık 06, 2009

Herşeyini kendi başına yapmaya alışmış bir insan olarak,ayağımda ki kırıkla da tek başıma başa çıkmak zorundayım.Bu şehirde olmak,aileden uzak olmak zorluğunu ilk kez hissettirdi bana...

Perşembe, Kasım 19, 2009

Kocaman bir tebessüm,mutluluk ve teşekkürle deliler teknesine adanmıştır

Üniversitede ki çok sevdiğim bir hocam yazınızı okusaydı “iktisatçı her şeydir"diye cevap verirdi size.”Sosyologdur,ekonomisttir,işletmecidir,müşteridir,satıcıdır,her şeydir.”

Ne yazık ki yazma yeteneğiniz , felsefi derinliğiniz,iyi gözlemciliğiniz vb. sahip olunan özellikler bir saatlik mülakat esnasında ortaya çıkabilecek yetenekler değil,hoş ortaya çıksa bile bunlar sizin bankada yada herhangi bir işte sabah 08:00,akşam 18:00 çalışmanız için çokta gerekli özellikler değil.En ucuz varlığın insan olduğu bir ülkede,kim ister ki her şeyi sorgulayan ,didikleyen bir çalışanı.

Siz yazmak konusunda bile taşra üniversitesinden mezun birinin yeteneğiyle ilgili böyle hayrete düşerken ,neden bir işveren Ankara,İstanbul dahilinde ki üniversitelerden mezun olan birini işe almak yerine taşra üniversitesinden mezun birini işe almak istesin ki?

Benim işsizlik sorunum babam,dayım,amcam,eniştem ve bilumum iş bulma potansiyeli olan insanların,zerre kadar çabası,etkisi hatta haberi bile olmaksızın ,tamamen kendi çabalarımla son buldu.

İİBF mezununun kaderidir banka ama ben hiç bankada çalışmak istemedim ki.

Hep hayal ettiğim gibi ;içinde deniz barındıran bu güzel kıyı şehrinde,denizle ilgili ve uluslararası bağlantıları olan bir firmada yurtdışı satışta çalışıyorum.Hem de ürünü satmak için benim takla atmama ,pazarlama yeteneğimin olmasına,ekstra çabalara gerek kalmıyor. İnsanların görünce kaçmak isteyeceği konuma düşmeden,kasmadan germeden oluyor bütün bunlar,çünkü ürün kendini satıyor. Converse , kot pantolon vs. en rahat giysilerle çalışıyoruz çünkü müşterilerle yüz yüze değil,skype aracılığıyla iletişim kuruyoruz.

Umarım popüler kültür ve sanal gündemlerle oyalanan yurdum insanının işsizlik sorunu da benim gibi hayal ettikleriyle örtüşecek şekilde çözülür en kısa zamanda.

Hayalimle,yaşadığım arasında bir eksik var ,düşününce bile soluğum kesiliyor,canım yanıyor ……

Kocaman yeryüzünde bir kum tanesiyim.Yürüdüğüm uçsuz bucaksız yolumun hem karanlık hem aydınlık tarafı ,gecesi,gündüzü,ağaçlarımın dört mevsimi var benim.Yapraklarım baharda yeşerir,sonbaharda dökülür,dallarım buz tutar kış aylarında,Ağustos sıcağında kavrulur benim bedenim.

Tek duygu barındırmam içimde,tek renk olmaz benim duvarlarım.Bilirim grinin ,asil siyahın ,pembelerin,kırmızının ve eleğimsağmanın her tonunu,hepsini de hakkıyla yaşarım.

Yanarım,pişerim,ağlarım,düşerim,yine de eğilmez başım,dişiliğimin gücüne güvenir,dik durmayı bilirim.Zorlarım sürüklerim kendimi bir adım fazladan atmak,bir soluk daha almak için.Canımdan can kopar ,acıyı her hücremde hissederim ama yine de yaşarım ben.

Öyle bir aşk ki bu nefes almaya dair,öyle bir hırs ki bu toprağa tırnaklarını kenetlemiş,kendi kanıma ,canıma olan tutkum öyle derin ki benim ,vazgeçmem kendimden.

Söze olan zaafımdır bana duygularımı yazdıran,kelime ve müziktir hislerimin tercümanı.

Felsefe filozofların işi ,bense onların bıraktığı kırıntıları gagalayabilirim ancak ,okuduklarım,okumadıklarımın yanında nedir ki,bildiğimi bile bilmiyorum bazı şeyleri.Felsefe yapmak şöyle dursun büyük resmi bile algılamak zordur bana.Oldum dersem yenilirim,yinelerim,vazgeçerim yenilenmekten.

Olmadım hiç ve olmayacağım hiçbir zaman .....

Çarşamba, Kasım 18, 2009

http://delilerinteknesi.blogspot.com/2009/11/bloglar-aras-salnm.html

teşekkür ederim beğeniniz için.
http://delilerinteknesi.blogspot.com/2009/11/bloglar-aras-salnm.html?